• Zulüm-Adalet Ve Mazlumun Ahı

    Zulüm-Adalet Ve Mazlumun Ahı

    22 Aralık 2015
    Dünyayı yaşanacak bir yer yapacak şey adalettir. Âlemi zindana çeviren ise zulüm. Kulun kula merhameti, sadece adaletledir.

     
    | Devamı
     

    Allah Adil’dir ve adaletli olanı sever. Bunun zıddı ise Allah adaletten sapanı eninde sonunda kahreder. Adalet hak edene hak ettiğini vermektir. Yani o başka bir ifade ile ihkak-ı hak demektir.

    Bir şeyde ölçü varsa, orada mizanda vardır; mizan varsa orada mutlaka nizam vardır; nizam varsa intizam şarttır.  
     
    İntizam varsa da bir Adil(cc)ve Nazım(cc) olan biri vardır. Adaletin olduğu yerde zayıf güçlüdür, zira o hak talebinde bulunma imkânına ve kabiliyetine malik demektir. Bu kapı açık olduğu müddetçe de o cemiyeti için tehlike mevcut değildir.

    Efendimiz(sav)’Zayıflarının incitilmeden haklarını arayamadığı bir cemiyette hayır yoktur’ buyurur. Bunun zıddı ise bütün bir cemiyet adına hüsrandır.  

    Kimsenin ahı kimsede kalmaz.

    Cenab-ı Hak buyuruyor. “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim zerre miktarı şer işlemiş ise onu görür.”(Zilzal, 7-8)

    Rasulullah(sav) buyurdular. “Kıyamet gününde, haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyunun hakkı, boynuzlu koyundan kısas yoluyla alınacaktır.”(Müslim, Birr, 60)

    Beşinci Abbasi halifesi Harun Reşid, sarayın bahçesindeki bir gülfidanını çok beğenir. Biçimi eşsiz kokusu müstesna rengiyle dikkatini çeken bu gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.

    Bahçıvanda sultandan aldığı bu emir dolayısıyla, gülün üzerine adeta titremeye başlar. Her seher ilk işi, o gülün bakımını eksiksiz yapmak olur. Yine bir sabah gülün bakımını yapmak için yanına gittiğinde birde bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa gagalayarak yere düşürmüş. Gülün dalında tek bir yaprak bırakmamış. Büyük bir korku içerisinde halifeye koşar. Huzura kabul edilince:
    “-Sultanım!” der,” Üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş, gülün üstünde tek bir yaprak bırakmamış.” 
    Harun Reşid, bahçıvanın söylediklerini sükûnetle dinledikten sonra, telaş göstermeksizin şu cevabı verir:

    Üzülme bahçıvan efendi, üzülme! Bülbülün yaptığı yanına kar kalmaz.
    Sultanın bu cevabı üzerine rahat bir nefes alan bahçıvan ise işine döner. Aradan henüz birkaç gün geçmiştir ki, bahçıvan, gülün yapaklarını düşüren bülbülü bir yılanın yakaladığını ve yutmak için otların arasında kaybolup gittiğini görür.

    Heyecanla yine halifeye gelir:

    “-Sultanım!” der,” Çok sevmiş olduğunuz gülün yapraklarını döken bülbülü bir yılan yakalamış, yutarken gördüm.”

    Sultan yine telaşsız: 

    “-Merak etme efendi!” der, “Bülbülün ahı yılanda kalmaz o da ettiğini bulur.”

    Bahçıvan yine işine döner. Bir ara bahçede çalışırken, bülbülü öldüren yılanın otların arasında kendisine yaklaşmakta olduğunu görür. Hemen elindeki küreği ile vurarak yılanı öldürür. 

    Yine halifenin huzuruna gelip sevinç içerisinde: 

    “-Sultanım! Bülbülü öldüren yılanı, bende bahçede küreğimle öldürdüm.” Diyerek durumu anlatır. 

    Harun Reşid yine sakin: 

    “-Bekle bahçıvan efendi bekle!” der, “Yılanın ahı da sende kalmaz. Sen de yaptığının karşılığını görürsün.” 

    Nitekim çok geçmez, bahçıvan işlediği bir hata sebebiyle halifenin huzuruna çıkarılır ve cezalandırılması istenir. Halife de onun zindana atılmasını emreder. Askerler, yaka paça zindana doğru götürülürken geriye dönen bahçıvan sultana şunları söyler:

    “-Sultanım! “Bülbülün yaptığı yanına kar kalmaz!” dediniz onu yılan yuttu. “Bülbülün ahı yılanda kalmaz!”  dediniz, onu da ben öldürdüm. Şimdi benim yaptığımda yanıma kalmıyor, zira sen zindana attırıyorsun. Kimsenin yaptığı yanına kalmıyor da, senin ki mi kalacak?: Demek sana da bir yapan çıkacak, öyleyse gel sen bana yapma ki, bir başkası da sana yapmasın.” 

    Harun Reşid bir müddet sukut ettikten sonra bahçıvana hitaben “Doğru söyledin!” Diyerek askerlere şu emri verir: 

    “-Bırakın bahçıvanı, çiçeklerini sulamaya devam etsin.”
    Bunun üzerine, sultan ile bahçıvan arasındaki konuşmaya şahit olan bir kimse şöyle der: 

    “-Sultanım, gereken cezasını vermediğiniz takdirde bahçıvanın yaptığı yanına kalmış olacak.” 

    Harun Reşid, bu sözler üzerine şu hakikati ifade eder:

    “-Hayır! Kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. En ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir! Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da, yaptığı yanına kar kaldı sanır.”  

    Kaynak :
    Bu Makale 742 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin
Başlık: *
Yorum:
Güvenlik Kodu:
 


Haberleri RSS Beslemeleri ile takip edebilirsiniz.