• Gecenin Ardından

    Gecenin Ardından

    17 Nisan 2016
    Bu gece her zamankinden farklı olacağa benziyordu. Gökte yıldızlar şafağın atmasını bekliyormuş gibi tek tük parıldamaktaydı. Rüzgâr gündüz yağan karı, beyinleri törpülercesine oraya buraya savuruyordu…

     
    | Devamı
     

    O her zamanki gibi vazifeye gelmiş, uçuş emri bekliyordu. Kantinde birkaç bardak çay içmiş, çanı sıkılmıştı. Üşümemek için parkesinin yakalarını kaldırarak dışarı çıktı. Elleri cebinde tam karsısında duran uçağını seyretti, sonra alana söyle bir göz gezdirdi. İleride gölge gibi duran enkaz yığınını görünce irkildi, içinde garip bir şeylerin depreştiğini hissetti. Çünkü o, en samimi arkadaşının uçağıydı, bugünse sade bir törenle cenazesini kaldırmışlardı. Dün çıktığı uçuşundan dönmemişti.. Basını kaldırdı ve yukarılara baktı, içine acayip korkular sinmişti, kendine olan güvenini yitirmemek için; "Hadi canım her zaman uçtuğum gök" diye mırıldandı. Fakat korkuyordu... O düne kadar ölümü hep uzaktan tanımıştı, şimdiyse kendisine ne kadar yakın olduğunu hissediyordu. Daha fazla dayanamadı içerideki arkadaşlarının yanına döndü.

    Saat, epeyce ilerlemiş, havanın sertleşmesiyle uçuş için vazifeye çağrılmıştı. Teçhizatını kuşandı, arkadaşlarına her zamanki zafer işaretini yaptı ve uçağına doğru yürüdü. Havanın soğuk oluşunun kendisini etkilemeyeceği için sevindi, çünkü uçuş kabini oldukça sıcaktı. Motoru homurdanarak çalışıyordu, pist basına geldi ve start alarak koyu karanlığa daldı..

    Az sonra gökyüzündeydi, yapayalnızdı. Garip olan tek şey içindeki korkunun geçmemesiydi. Rahatlamak için aşağılara baktı ama irtifa göstergesi onun çoktan bulut tavanını astığını gösteriyordu. Önündeki boşluğa tekrar ürpertiyle baktı, gördüğü manzara insanı büyüleyecek kadar muazzamdı. Şimdi canı gibi sevdiği dünyasından çok uzaklardaydı, aşağıya sağ inemeyebilirdi, beyni zonklamaya başladı…

    Simdi de arkadaşını hatırlamış, gözleri buğulanmıştı sanki, karsısında hayalini gördü, peşine takıldı... Arkadaşı ona: "—Hadi gelsene neden beni yalnız bıraktın?" diyordu... Birlikte uçmaya başladılar, bambaşka bir dünyada... Burası çok güzeldi, daha önce ölen bütün dostları buradaydı. Fakat o da ne? Önlerinde iki gurup belirmişti, bazıları koşarak yemyeşil bir ülkeye gidiyor bazılarıysa zorla büyük bir ateşe atılıyorlardı…

    Gördüklerine inanamıyordu, birden, bir arkadaşının ona "Bu dünyada imtihan oluyoruz, buradan başka bir diyara gidecek, yaptıklarımızdan hesaba çekilecek ve kimimiz cennete kimimiz cehenneme gideceğiz" dediğini hatırladı. Yoksa ölmüş müydü? Hayır... Hayır olamazdı, zorla gözlerini açtı. Barometrenin ikaz ışığını gördü, düşmek üzereydi, lovyeyi doğrulttu, neredeyse altındaki tepeye kanat bırakıyordu, levyeye asıldı ve yukarılara çıktı...

    Gördüğü kâbus muydu bilmiyordu, ama az daha hayatına mal olacaktı. Simdi yere inmeliydi. O kapıdan, zorla atılanlardan olmamak için ağlamalıydı, günlerce durmadan ve kendine yepyeni bir hayat kurmalıydı, gözyaşlarıyla ıslanmış...

    Kule ile irtibata geçerek yerini ve rotasını öğrendi, uçağını üsse yönelterek süratini artırdı. Alana geldiğinde iniş izni alarak piste dokundu. Uçuşu sanki bir rüya idi. Fakat onun için bugüne kadar yaşadığı rüyadan uyanış olmuştu. Alanda vazifeli arkadaşları etrafını sarmış, merakla neden geç kaldığını, neler olduğunu soruyorlardı; oysa o susuyor ve düşünüyordu..! "Burası bir mezra, burada ne ekersen orada onu biçersin!"

    Ufukta doğmaya başlayan güneş, karanlık geceyi ve karanlık hayatı silmişti, işte minarelerden yayılan nağmeler onu ilk adımı atmaya çağırıyordu...
                                                                                                        (Sızıntı Dergisinden Alınmıştır)

    Kaynak :
    Bu Makale 471 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin
Başlık: *
Yorum:
Güvenlik Kodu:
 


Haberleri RSS Beslemeleri ile takip edebilirsiniz.