• Çocuğum

    Çocuğum

    25 Aralık 2015
    Ellerin, avuçların vardı sevgiye hasret. Tebessüme hasretti bakışların. Yürekten anne diyebilmeliydi küçücük dudakların. Oysa sen birazdan acı çekeceğini biliyordun, korkudan ‘Canım annecim!’ derken…

     
    | Devamı
     

    Hayır, sana çikolata almıyordu marketten.  Sen de biliyordun bunu. Korkudan dudakların titriyordu. Sen ‘ Çok acıdı.’  derken zebani ruhlu kadın,  firavunların dudağını uçuklatırcasına minik bedeninin üzerine abanıyordu bütün gücüyle bastırarak. Acı dolu haykırışların beni yaktı, bütün Türkiye’mi yaktı,  yüreklerden nehirler dolusu gözyaşı aktı da o canavar kadının taş yüreği tık demedi. Yürek mi denir ona. Taşlar bile bakışlarını yere indirdi utançtan.

    Ayaklarına oklava değil bir top değmeliydi. Sen ona bir vurmalıydın ki ta yükseklerde ağacın dalları arasında takılı kalmalıydı. Ablanla minder kavgası yapabilmeliydin korkusuzca. Dağıtabilmeliydin. Her defasında dağınıklığı toplayabilen bir annen olmalıydı.  Gerçek bir anne!  Uzaktan seven değil. Bağrına bir bastı mı tekrar bırakabilen değil. Üvey anne korkusuyla söyleyemediğin acılarını, dudaklarından okuyabilen bir anne;  oklavanın şiddetiyle şişen ayaklarının yürürken duyduğu acıyı senden önce uzaklardan hissedebilen bir anne olmalıydı, seninki küçüğüm. Ablacığın da bebek, nasıl korusun seni!  Aldığı darbelerden, yürürken düşer gibi oluyor. Yürümeye çalışırken hiç duvara, koltuğa tutunur muydu yavrucak; tutunabileceği bir annesi olsaydı.

    İkiniz de şaşkın, ikiniz de acılı. Bir deli rüzgâr katmış önüne. Acımasızca,  Allah’sızca savuruyor yerden yere. Eğer o vahşi,  insan ise insan muamelesi görecekse bir gün, zamanın tozlu yaprakları arasında kaybolacaksa yaptıkları; ben yeryüzünde nefes almamalıyım, yok olmalıyım,  görmemeliyim insanlığın geldiği noktayı.

    Aslında korkuyorum çocuğum. Kendime bile söylemekten korkuyorum. Karnına inen yumruk var ya sen acıyla haykırırken!  Toplumun yumruğu olmasın, aman!  Savunmasız, temiz bedenine yapılan işkence toplunun aynası olmasın!  İnsanlık rotasını hangi bilinmeze çevirmiş.  Bizler nereye gidiyoruz. Dünya nereye gidiyor. Acılar yaratmaya mı koşuyoruz. Dileğim güzellikler; fakat ne fayda. Sen varsın ya! Haykırışlarını duyamadık televizyon başında.  Yoğun iş temposu oldu bahanemiz belki.  Belkiler, bahaneler,  hiç birisi yüreğimdeki acıyı hafifletemez.  Değil gözyaşı nehirler aksa gözlerimden, olmuyor bebeğim. Dünya adaletsiz. Hayat acımasız.  Keşke hayvanlar kadar adil olabilseydik, hayvanlar kadar çıkarsız sevebilseydik. Keşke hakkıyla insan olabilseydik!

    Kaynak :
    Bu Makale 1092 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin
Başlık: *
Yorum:
Güvenlik Kodu:
 


Haberleri RSS Beslemeleri ile takip edebilirsiniz.